Kendimi Kardeş Payı’ndaki Hilmi Gibi Hissediyorum.
Genel günce yazı sayımı düşününce bu sıra sık yazdığımı düşünüyorum.
Bazı insanlar iyi hissettiğinde bazıları da kötü hissettiğinde bir şeyler karalar. Ben sanırım iyi hissettiğimde bir şeyler karalayanlardanım.
Çok ilerlemeden söyleyim bu yazıyı yazmaya başladığımda Levent Yüksel’in Kadınım şarkısının akustik coverını Gökhan Türkmen ve Ceylan Ertem’den dinliyorum.
Birkaç gündür yemekten sonra çıkayım yürüyeyim diyorum. Bu akşam ancak kendimi ikna edebildim.
Turistik bir yerde yaşamanın enteresan bir havası var. Üstelik yarısı otel olan da bir sitede yaşıyorsanız da işler daha da enterasanlaşabiliyor.
Dünyanın bir çok ülkesinden tatil için oturduğunuz mahalleye gelen binlerce turistin arasında çarşıda yürümek, konuşmaları arasında, çakma ürünler satan yüzlerce esnafın arasından geçip gitmek eğlenceli sayılabilir.
Her neyse üç kilometre uzaktaki migros’a kadar yürümek için evden çıktım. Gidiş yolunda polisin hergün 21:00-21:30 arası yolu kestiği çevirme dışında bir aksiyon yoktu. Son derece sıkıcı bir yürüyüştü.
İnsanın tek başına yürürken düşünecek çok vakti oluyor.
İşten eve geldiğimde annem ıslak kek ve poğaça yapmıştı. Ben de aile evinde yaşamanın şımarıklığı ile anneme sabahtan french presste filtre kahve demletip buz dolabına koymasını rica etmiştim. Migros’a doğru yürüken eve geri gelince ıslak keki soğuk filtre kahve eşliğinde gömme fikri geldi aklıma. Tabii kahveyi sek içersem sabaha kadar oturacağım fikri beni korkuttuğu için sütle içmeye karar verdim. Tadını beğendiğim için de laktozsuz süt ile içmek fikri bir anda kafamda canlandı.
Tamam artık bu akşamın planı yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı.
Yürüyerek Migros’a gidilecek, laktozsuz süt alınacak ve eve dönülüp soğuk filtre kahveye laktozsuz sür boca edilerek ıslak kek gömülecek.
Ailecek Pazar kahvaltısından 1-2 saat sonra türk kahvesi içme geleneğimiz var. Şu an oturduğumuz eve ilk taşındığımızda Migros’tan düz beyaz türk kahvesi fincanları almıştım. Zaman içinde hepsi kırıldı. Sonra evin karanlık dehlizlerinden deseninden son derece nefret ettiğim fincanlar çıkarıldı. Her Pazar kahvelerimizi yudumlarken düz beyaz fincan isteğimi dile getirirdim.
Polisin durduğu arabaları acaba ne konuşuyorlar, ne kadar ceza yazıyorlar diye merak içerisinde bir an uzaktan izledikten sonra Migros’a girdim. Avel avel gezindikten sonra paketinin albenisi yüksek bir çam fıstığı gördüm ve aldım. Sonra süt reyonuna doğru ilerledim. En pahalı laktozsuz süt 21 lira civarındaydı…
Bundan 4-5 ay kadar önce bir arkadaşımla Başka Ol’a gittiğimde yine sırf tadını sevdiğim için kahvemi laktozsuz sütlü içmek istemiştim. 20 lira fark istemişlerdi.
Neyse Migros’un kendi markası olan süt 12.75’ti… Hemen onu da aldım.
Kendimi bir anda gezinirken tabak çanakların olduğu reyonda buldum. Beyaz ucuz bir kahve fincanı bulsam da alsam diye hayıflanırken tam ümidi kesmiş dönecekken 6’lı bir set gözüme takıldı. Bingo1 100 Lira… İki model arasında biraz gidip geldikten sonra daha düz olanda karar kıldım. Tam arkamı dönüş gidecekken aynı setin 6’lı çay bardağı olan versiyonunu gördüm. 150 Lira!! Hemen onu aldım ve kasaya gittim.
Kasada 2 tane Alman turistin sırayla 2şer karton sigara alması için yaklaşık 15 dakika beklerken etrafı incelemeye başladım.
Hangi takımın forması olduğunu hatırlamadığım kol kası çalışmış bir ergen pardon diyerek önümden geçti. Onu hemen arkasından “New Tragedy” yazılı bir tişot gitmiş sevimli bir kız takip etti. Sıra bir türlü gelmiyordu. Aylardır istedğim düz kahve fincanını ucuza bulmanın sevinciyle saatlerce bekleyebilirdim.
Üniversite 1’inci sınıftayken bütün sigaralar 10 lira civarındayken camel grubu bir anda inanılmaz bir indirim yapmıştı ve bütün öğrenciler Camel içmeye başlamıştı. Hiç unutmuyorum 6.5 TL’ydi. Düz kahve fincanlarımla birlikte bir pakette yumuşak deve almaya karar verdim. Soft sigara paketlerini açmanın ve içinden sigara çıkarmanın ayrı bir raconu vardır. Yan tarafa pıt pıt pıt vurunca en önce tükenmek isteyen hemen bir adım öne çıkar. Eski tadı vermedi sanırım artık eskisi kadar da kokmuyor bu arada…
3 km’lik yolu geri yürümeye başladım. Migros’a girerken çevirme yapan polisler artık gitmişleri. Trafik daha rahat bir şekilde akıyordu. Tam karşıda Çılgın Dondurmacı yine saçma sapan dansını kalabalığa karşı icra ediyordu. Biraz ilerledikten sonra kulağıma çalınan ilk şarkı “İmdat, imdat, yok mu kafamızı yakalıy’cak? Arabayı valeden aldırıcak Bu gece ben kullanmı’ca’m (Ya, ya)” Bu şarkının anısını seviyorum. “Apaçi The Real One”
Koltuğumun altındaki kahve fincanı setim laktozsuz sütüm ve albenisi yüksek paketli çam fıstığım ile yürümeye devam ettik.
Biraz sonra kulağıma “ben bir yasal uzaylıyım” şarkısı çalındı. Ne garip şarkı diye düşündüm. İçimden chicken transletine gülüp durdum. Yol biraz daha ilerleyince taksi durağının orada mobilyacı olan aynı zamanda da Memleket Partisi Aksu İlçe Başkanı olan kuzenimin eşini pijamadan bozma kıyafetleri içinde taksicilerle alakasız bir konu hakkında sohbet ederken gördüm. Kolumun altındaki arkadaştan dolayı beni görmeden sessizce yanından geçip gittim.
Eve daha yakın olan migrosa geldiğimde önümden bir önceki migrosta gördüğüm “New Tragedy” içerden çıkıyordu. İçimden insan mutlu olunca algıları daha açık oluyor galiba diye düşündüm. Enişteyi görmem aynı kızı tekrar görmem. Acaba giderken daha ne kadar garip tesadüfler başımdan geçti de fark etmedim…
Neyse sitenin bahçesine yaklaştığımda turistlerin “I feel good” şarkısıyla dans ettiklerini gördüm.
Evet , “I feel good also” dedim…
Kardeş Payı’ndaki Hilmi’nin bir sözü vardı. “Bir kampanya gördüğümde faydalanmazsam kendimi enayi gibi hissediyorum.” İşte benim bu akşamki 100 liraya 6 tane fincan almak yerine 150 liraya 6 çay bardağı 6 kahve fincanı almak da bu yüzdendi sanırım. Ehehehe…
Bu yazıyı hiç okumadan bütün hataları ile birlikte yayınlamaya karar verdim. Bir de üşenmezsem birkaç fotoğraf eklemeyi planlıyorum bu yazıya…
Son olarak kendi içimden söyleyerek eğlendiğim şarkının hikayesini laktozsuz sütlü soğuk filtre kahvemi içerken araştırdım. Hiçbir değişiklik yapmadan ekşi sözlükten direkt olduğu gibi aşağıda paylaşıyorum.
tam bir britanya köpeği olan sting, yeni geldiği new york’ta bi kafede oturmakta, ingiliz ingiliz hareketler yapmaktadır. sting kafede çayına süt ekler, masasına oturanlarla aksanlı aksanlı konuşur, bollokslu mollokslu laflar eder. bu hareketleri bikaç new york’lu fırlamanın dikkatini çeker ve elemanlar sting’i kıl etmek için taklidini yapmaya başlarlar, işte böyle “wat the ‘eck ‘s tis”, “milky, innit?” “bollocks!” falan diye. bir ingiliz centilmeni olan sting ilk başta adamları kaale almaz ama bir müddet sonra adamlar alenen sting’e bakıp bakıp gülmeye başlayınca dayanamaz ve dönüp “arkadaşım ananızın yoğurtlu mını mı gördünüz ne bakıyorsunuz buraya mal mal sıfatını sktiklerim” der. (bir ingiliz olduğu için enteresan teşbihler yapan sting, daha sonra adamların fok suratlı olduklarını söyleyecektir, nakarattaki fokumsu ses de buna bir göndermedir) ortalık bi anda karışır, adamlardan biri sting’in ağzının ortasına sümsüğü koyar, sting de şarkıda da bahsettiği bastonunu heriflerden birinin gafaya ekleştirir. bunları ayırırlar, sting daha fazla arbede çıkmasın diye hesabı ödeyip kafeyi terk eder. tam çıkarken kafedeki yaşlılardan birinin “mına koduğumun ingilizleri, hem lord gibi takılırlar hem de olay çıkartırlar uyuz oluyorum bunlara” dediğini duyar, sting artık sinirden ağlamaklı olmuştur.
oteline döner, duş alır duvarları yumruklar ama hırsını alamaz. hemen kağıt kalem çıkartıp duygularını yazmaya başlar, “be yourself no matter what they say” yazarken artık kendini tutamaz, koca sting şakır şakır ağlamaktadır. sting’in gözyaşları ile ıslanmış bu kağıt daha sonra bir açık artırmada fahiş fiyata gidecektir
işte bu şaheserin hikayesi böyledir. hani o ortadaki şarkı ile kelalaka gibi görünen davul partisyonu var ya, işte o davul sting’in kafede karıştığı kavgayı anlatır ve dinleyiciyi şarkının dinginliğinden uzaklaştırıp biraz rahatsız etmeyi amaçlar.
sting bu şarkının gerçek hikayesini oprah winfrey’e anlattıktan sonra “allah kimseyi gurbete düşürmesin” demiş ve canlı yayında gözyaşlarına hakim olamamıştır.
Gerçek son: Bu yazıyı yazarken arada bir yerlerde Pinhani Aşk Bir Mevsim ve Ceylan Ertem Melek Mosso Beni Hatırla Cover’ı çaldı.
Pinhani’nın birkaç sene önce çıkardığı “Bilir O Beni” Şarkısını da yeni keşfettim onu da dinleyin lütfen.
Ben bu yazının şarkısını en baştakinden seçiyorum.
10.06.2022
Biranın Yanındaki Tuzlu Fıstık
Sevgiler.





