Bulaşıklar yıkandıktan sonra sarı bezi sıkıp sermek yazılı olmayan bir kanundur

İyiyim Godot.

Sen de iyi misin?

Bugün az kalsın Issız Adamdaki Ada ve Alper’in yıllar sonra karşılaştığı sahnedeki gibi bir an yaşanacaktı.

Tamam tamam bu kadar dramatize etmeye gerek yok zaten yaşanmadı.

Neyse seviyorum bu filmi. Ay hayır ya ağlamıyorum gözüme toz kaçtı sadece.

Ergen sayılırdım ilk izlediğimde, çocuk aklımla boğazıma oturan ayıyı kaldırmaya çalışırken kendi kendime Alper gibi olacağım demiştim.

Alper gibi olmak iyi bir şey miydi düşünmemiştim tabii…

Bu film sayesinde yemek yapmayı öğrendim ben. Kek sevmesem de havuçlu tarçınlı kek yapmayı öğrendim. Havuçlu tarçınlı keki de sevmedim gerçi…

Ben galiba baya kek sevmiyorum.

Alper gibi olmanın iyi bir şey olmadığını oyunun havuçlu tarçınlı kek bölümünde anladım ve kaydetmeden çıktım oyunu.

Neyse bu aralar zaman makinesini bulmuş gibi hissediyorum kendimi.

10 sene önce tam bu zamanlar İzmir’de tek başıma yaşadığım dönemin henüz başıydı. Okuldan eve gelip hiçbir şey yapmadan biraz oturur sonra kalkar yemek yapardım. Bulaşıkları sadece Pazar günleri yıkardım. Bu yüzden mininmum bulaşık çıkarcak aktiviteler yapardım.

Bu vesileyle yalnız kalmayı, kendimle vakit geçirmeyi öğrendim. Bu yüzden hayatımın sonraki döneminde yalnızlıkla ilgili bir sorunum olmadı.

Bahsettiğim yalnızlık yanında arkadaşının ya da sevdiğin kadının olmaması durumu değil. İnsan bazen büsbütün bir kalabalığın içinde bile yalnız olabiliyor. Benim kast ettiğim yalnızlık tam da bu aslında.

Neyse, biriniz Sedef Sebütekin’e söyleyebilir mi rica ediyorum peşimi bıraksın! Zihnimde bedava konserler verip duruyor! Vallahi zabıtaya şikayet edeceğim artık…

Biz güncemizin bu kısmında Zuhal Olcay’dan Yalnızlığım dinleyelim. Güzel şarı ama bu kadar acıklı bir durum içerisinde değiliz…

Her neyse 10 sene öncesine geri dönelim.

Bir haftadır yalnız yaşamaya geri döndüm, özlemişim.

Hiç kimseyle görüşmedim ve hiçbir şey paylaşmadım. Yemek yaptım, arada bulaşkları yıkadım. (Bu sefer Pazar gününe bırakmadım. Sevdiğim müzikleri yüksek sesli dinledim, bazılarına eşlik ettim ve Godot’u beklemeye devam ettim. Ha bir de bolca düşündüm.

Bulaşıkları yıkadıktan sonra sarı bezle cif eşliğinde tezgahı silmek ve iş bitince bezi sıkıp lavobanın önüne nizami bir şekilde sermek yazılı olmayan bir mutfak kanunudur. Bu işlemi yapmazsanız bulaşık perileri sizi uykunuzda rahatsız edebilir. Lütfen bu ritüeli atlamayın.

Sarı bezi serdikten sonra aklımdaki gevezelerden birisi “iyi de Ardacığım bu evde bulaşık makinesi var” diye seslendi. “Sanane ne lan hıyar” diye susturdum onu. Bozuldu galiba… Zira bütün akşam muhabbete hiç dahil olmadı.

Godot kapıyı çalınca uyandım bugün.

Hayat tesadüfler silsilesidir. (Bu cümlenin telif hakkı bana aittir.)

Bunca tesadüfe rağmen Godot’un gelmemesi de bir tesadüf olabilir.

Hayalperest olmak eğlenceli bir şey.  Birlikte şuraya gideceğiz, bunu yapacağız diye aptal aptal hayaller kuruyorsun.

Dur bakalım efendi! O acaba seninle bunları yapmak istiyor mu?

Haklısın, isteseydi söylerdi ya da en azından senin kadar heyecanlanırdı. Merak ederdi ne zaman diye en azından.

Neyse…

Dün arkadaşlarımla öğlen yemeğiden sonra otururken lisede sınıfta kalışımı, çarpım tablosunu bilmeyişimi falan anlattım, şaşırdılar.

Bizi biz yapan geçmişteki tecrübelerimizdir. Benimki de öyle. Bugünkü beni geçmişteki bana borçuluyum.

Hayaperest olmak hayal kırıklığına sebep olmaz, bizi pişman eden şeyler genelde köpürüyü geçene kadar ayıya dayı demelermizdir.

Pişman olmayacaksın, hayıflanmayacaksın. Ben onun için bunca şey yaptım o bana bunu reva gördü demeyeceksin. En önemlisi de bir karşılık beklemeden yapacaksın. Mutlu olsun yeter diyeceksin.

Biraz kadın erkek ilişkilerine atfıf gibi oldu ama esasında genel bir şey bu. Bir arkadaşına da mutlu olsun diye bir şey yapabilmeli insan. Bir karşılık beklemeden yani öylesine…

Geçmiş tecrübelerim bugün beni ben yapan duygulara, donanımlara sahip olmamda en büyük katkısı olan şeyler.

Cahit Zarifoğlu ne demiş?

“Onca sevgiye rağmen kalbi filizlenmemişse, toprağı sen değilsindir.”

Ama sen yine de her şeye rağmen Nazım’ın dediği gibi,

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
         hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
         ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.

“o” zeytini dikeceksin.

Godot’u kendime benzetiyorum. Bu yüzden gelmemesini anlıyorum.

Heraklitos’un, “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.” önermesinde kast ettiği şey; o artık aynı nehir değildir. Çok sular akmıştır, aynı zamanda kişi de artık ilk seferindeki kişi değil; yeni birisidir. Yani tecrübeleri onu artık değiştirmiştir.

Felsefenin en güzel tarafı istediğiniz önermeyi istediğiniz yere yorabilmenizdir.

Ben Heraklitos’un bu önermesini insan aynı hatayı iki kere yapmaz diye yorumlamak istiyorum.

Acaba gerçekten öyle mi demek istemiştir?

Ne önemi var? Ben böyle yorumlamak istedim şu an.

Hadi herkes eteğindeki taşı döksün!

Ne alaka?

Levent Yüksel Kadınım şarkısı mı yoksa Tanju Okan Kadınım şarkısı mı daha güzel karar veremiyorum.  

İkisi de güzel.

Bu aralar iş yerinde metin yazarken zorlanıyorum.

Geçen gün bir mailing metnini 3’üncü revize edişimde yöneticiden gelen cevap maili bütün akşam aklıma geldikçe kahkahalarla gülmem sebep oldu.

“Bir iki cümlede ‘keyif’ demeyi unutmuşsun sanırım. Toplamda 8 kere keyif demişsin tekrar revize eder misin”

Ne yapabilirim?  Aklım sürekli Kalp Hanımda olduğu için yazamıyor olabilir miyim? Biraz anlayış ya…

Geride kalan haftanın notları:

Bir inanışa göre birisini sürekli düşünüyorsanız o da sizi düşündüğü içinmiş. Büyük saftata doğrusu.

Nazım Oratoryosu bu ülkenin başına gelmiş en iyi şeylerden biri olabilir.

İnsanlar asla söyledikleri kadar meşgul değillerdir. İnsanların öncelikleri vardır ve bazen sıra sana gelmez.

Hayatımda hiçbir zaman kendime yapılmasını istemediğimi başkasına yapmadım.

Yaptklarındam pişman değilim, aklım yapmadıklarımda.

Futbol fanatiği, oturduğunuz mekanda bir kenardan telefodan maç açan andavallar size bir şey katmaz, uzaklaşın.

İran sineması iyidir. İlerde bugün mollalara karşı direnişlerini eminim çok iyi anlatacaklar. Heyecanla bekliyor ve direnişlerini destekliyorum. Bollywood da iyidir. Gönlü kalmasın…

Yağmurlar başladı. Ben de mecburen yağmurlu şarkılar playlisti yaptım fakat ortamlarda fazla duygusal gözükmemek için paylaşmıyorum. Favorim: Cem Adrian Sen Yağmurları Sevdiğinde.

Annemler öteki eve taşındığı için balığımız Metin’i bana emanet ettiler. Her sabah yemini vermeyi unutmamak için akşam eve geldiğimde ilk iş yemini sokak kapısının önüne koyuyorum.

Instagram mesajlar kısmına notlar özelliği geldi. MSN’de olduğu gibi İrem Hayalet Sevglim dinliyor yazmamak için kendimi zor tutuyorum ama muhtemelen bu yazıyı paylaştıktan sonra yapacağım.

Bu hafta çocukluk arkadaşlarımdan birisini diğer çocukluk arkadaşlarımla birlikte hayatımızdan çıkardık. Bazıları hayatımızdan çıkardığımız arkadaşımızın son hallerine çok öfkelendiler ama bence gerek yoktu. Ben onu sileli çok olmuştu. En son yaptıkları sadece tuzu biberi oldu. İnsan birini bir anda hayatından çıkarmaya karar vermez zaten. Ama istediği birinin hayatından sadece bir adım dışarı atarak çıkabiliyor. Tavsiye ederim.

Geçen Cumartesi sabah 6’ya kadar Kaleiçinde içtikten sonra dertleştiğim arkadaşım, “Ben seni anladım sen ruhunu besleyeceğine inandığın aşkı istiyorsun. Yoksa senin imkanlarında bir adamın kırmadık ceviz bırakmaması gerekirdi.” Dedi. Biraz kaba ama hoşuma giden bir tabir oldu. Belki de alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak beğendim bilmiyorum.

Bazen elinizde olmadan zaman ve mekan algısını yitirirsiniz. Bir bakmışsınız zaman geçmiş… Belki de o kadar uzun süre olmamıştır… Neyse önemli olan aynı anda aynı yerde aynı şeyi konuşmaktı.

Hep söylüyorum, benden iyi yazarları kıskanıyorum. Ama artık iyi bir yazar olmanın önemli olmadığına iyi bir okur ve düşünür olmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum. En azından şimdilik…

25.11.2022

Biranın Yanındaki Tuzlu Fıstık

Sevgiler.