Banksy Müzeyyen’i Nerden Tanıyor?
Ah ulan merkür retrosu!
Aceleci bir günce olacak. Bu aralar takınmam gereken aceleci tavırlar var, kimse kusura bakmasın.
Bütün gün Müzeyyen’i düşündüm durdum.
Müziklerini birkaç yüz kere falan dinledim. Daha önce de bahsetmiştim bir müziğe takıldığımda bozuk plak gibi yüzlerce kez dinleme yeteneğine sahibim.
Kitabı elime aldım. Her elime alıp kapağını açacak gibi yapışımda Müzeyyen’in heyecanlanışı hoşuma gitti ama okumadım. Başlasam gün içinde bitirebilirdim, bunun yerine filmden sevdiğim sahnelerini izlemeyi terih ettim.
Hayır delirmedim, bu derin bir tutku sadece.
1995 yılında İlhami Algör’ün yazdığı kısacık bir kitap “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” 2 tane de devam kitabı var fakat okumanızı tavsiye etmiyorum bazı şeyleri zirdeve bırakmak gerekiyor.
Erdal Beşikcioğlu, İlhami Algör’ün Arif karakterini yaratırken esinlendiği adam olabilir. Emin değilim.
Müzeyyen’in meşhur oluşu 2014 yılında filminin çekilmesi sonrasına denk geliyor. Yalan yok, ben de bu dönemde tanışmıştım onunla.
Rüzgarı kendinden menkul bir uçurtma olduğum dönemler işte gençlik…
Asıl konuya geçmeden önce, Haymatlos da yanılmıyorsam filmden sonra güzel bir şarkı yapmış film için. Fakat Harun Tekin’in özel seçkisi arasında yok.
Sırf müziklerini yaptı diye filmde gerçekten alakasız bir yerde Harun Tekin’i görmek zorunda mıydık?
Son birkaç yıldır çizgi film yapmak istiyorum. Çizim yeteneğim olmadığı için hazır bir şeylerden animassyon yapayım diyorum o zaman da hayal dünyamın esiri oluyorum. Kafamın içinde sürekli “hayır bu değil, hayır bu hiç değil aptal!” diye kavga çıkıyor sürekli. Bir türlü uzlaşamadık. Bugün yine belki ilham gelir, yaparım diye heveslendim ama en son kendimi astronot çizgi filmi yapmayı düşünürken buldum.
Korkmayın, yol yakınken döndüm tabii ki!
Birkaç gündür gündem Balık Dolunay’ı ve Merkür Retrosu…
Merkür Retrosundan mütevellit sanırım astronot çizgi filmi yapmak çekici geldi.
Neyse açtım Güler Özince Merkür Retrosu dinledim biraz. (Üst üste 3 kere falan.) Klibi ne güzelmiş dedim kendi kendime acaba dedim çiçekli böcekli bir çizgi film mi yapsam diye düşünürken de bir iki saat geçti.
Şarkılar da yavaş yavaş akıp gitti arkada bu sırada.
Bir anda yine Güler Özince’den “Öyle Olsa” çalmaya başladı ve her şeyi bırakıp hemen youtube sekmesine dönüp klibi izlemeye başladım.
Çocuğun balonun peşinden koşup durması bana Müzeyyen’in tanıtım yazısını anımsattı.
“Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?” dedi.
“Herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı.”
“Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku,” dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi.
“Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku,” dedi, arkasını dönüp gitti.
Hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, eve sığmıyor… Bülbülün çilesi, yazarın zulası… İnceden sarma bir sigara, inceden bir bardak… Jak Danyel isimli bir şişe, Hicran isimli bir yara, tuhaf isimli bir roman. Kafamız iyi, açmayın kapağı, biz böyle iyiyiz.
İlhami Algör, alelacayip aşkların ve oyunbazlığın, hüzünlü dolambaçların yazarı.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İtalyan Yokuşu’ndan aşağı, rüzgâra asılıp Tophane’ye inen roman. Avaramu!
Neyse, konuyu saptırmayalım, şarkıya geri dönelim.
Klipte 1956 yılında Albert Lamorisse yönetmenliğinde yayınlanan “Le Ballon Rouge” isimli kısa filmden sahneler kullanılmıştı. Hatırlıyordum klibi de filmi de ama yine de izlemek istedi canım.
İnsan bazen ipini koparmış da rüzgarı kendinden menkul bir uçurtma gibi canı istediğini yapmak, gitmek ister.
Balonlu çizgi film mi yapsam?
Neyse…
Aklıma ne geldi, Acaba Banksy müzayedede rendelediği eserinde Le Ballon Rouge’dan etkilenmiş midir?
Cevabını alamayacağım sorular sormayı severim.
Bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki?
Adam kadını çok seviyor. Sevdikçe ruhu büyüyor. Ruh eve sığmıyor.
Kitap Kapağında minicik Sadri Alışık fotoğrafı kullanılması Müzeyyen’e olan sempatimi arttırmadı.
Zaten Müzeyyen hıyarın birisi bence. Kadından hıyar mı olur demeyin bakın oluyor işte!
Bak Sadri Alışık abi ne diyor?
“Madem ki hepimiz günün birinde çekip gideceğiz, o halde bunca matem bunca kahır ne için? Hayat demek ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları, işte falanları filanları göreceğiz. Birçok şeyin tadına bakacağız.
Sonra da ister istemez gidiyorum elveda şarkısını söyleyeceğiz.
Öyleyse gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.”
Nalet olsun dostum, bütün konular birbirine girdi yine!
Rüzgarı kendinden menkul uçurtma demiş miydim daha önce?
12.09.2022
Biranın Yanındaki Tuzlu Fıstık
Sevgiler.