Bir merhaba bakış açınızı nasıl değiştirir?
Yazmak çok zor iş.
Yani yazmak değil de “şunu yazayım” dediğin an oturup yazmak çok zor iş.
Siteye bir blog eklemeye karar vereli çok uzun zaman olmuştu. Ancak yeni açabildim. Burada kimsenin okumasını beklemediğim kendime notlar yazıyorum aslında.
Bazen bir kıvılcım oluveriyor ve başlıyorum yazmaya.
DW’nin +90 kanalı 140Journes ile birlikte çok iyi belgesel haberciliği yapan birkaç kanaldan birtanesi.
Hazır konusu açılmışken sayalım, odak noktasına insanı yerleştiren ve belgesel gazeteciliğinin gücünü insan hikayeleri anlatarak kullanan severek izleyeceğiniz youtube kanalları, 140Journos, +90, StoryBox, 196Sekiz (Gör Beni) ve 321Go (Soramazsın)
Peki beni yine bir anda yazmaya ne itti?
+90 kanalında denk geldiğim bir belgesel… 62 yaşındaki Alaattin Arslan, hayatının önemli bir kısmını sokaklarda yaşayarak geçirmiş. Kendi tabiri ile ‘sokaklara atan’ neden ergenlik döneminde aile içinde yaşadığı bir olay.
Bu videodan hemen önce de 11 çocuklu, kağıt toplayıcılığı ile geçinen bir ailenin hikayesini izledim. Resmen içimi karalar bağladı. Oysa iş çıkışı markete uğrayıp kese kağıdında Chips Master, 6’lı kutu Tuborg ve tuzlu fıstık almıştım. Boktan bir film izleyip keyif yapacaktım. Şimdi nereden başlasam diye düşünüyorum.
Alaattin ağabey bana İzmir’de yaşadığım dönemde tanıştığım Şaban Ağabey’i hatırlattı.
Gördüğüm her şeyin belgeselini yapmak istediğim bir dönemdi. Otobüsten inip eve yürürken geçtiğim daracık yolda akşamları oturur trafik lambasında bekleyen arabalara mendil satardı. Dürüst adamdı, parayla şarap alacağım derdi. Onu tanımayan Göztepe sakinleri korkarak geçerdi yanından. Bizim tanışıklığımız bir akşam yine yanından geçerken “iyi akşamlar” dememle başladı. “Hemen lafa tuttu bir sürü şey anlattı. Bir sürü zorluklar yaşamıştı. O akşam yanından ayrılırken cebimden çıkan 5 Lirayı uzattım. “Sok o parayı cebine. O parayı verirsen bir daha bana selam verme.” Dedi. Neden diye sordum, “Ben para için muhabbet etmedim.” Dedi. Eyvallah dedim eve doğru yol aldım.
Sonra her geçişimde mutlaka 3-5 dakika sohbet ettik Şaban Ağabey ile. Hiçbir zaman para almadı benden.
Gündüzleri Göztepe Köprüsünün ayağında diğer alkolik arkadaşları ile birlikte kaçak rakı içerlerdi. Keyiflerine düşkünlerdi, sarma sigaralarını yakar rakının yanında kızarmış tavuk ve tuzlu fıstık yerlerdi. Köprüdeki bütün güvercinleri beslerdi. Güvercinler Şaban Ağabey’i gördüklerinde ona doğru uçuşurlardı.
Sonra bir gün ortadan kayboldu Şaban Ağabey. Gelmeyeceğini anladığımda tanıdık esnaflara sordum. Kimisi polis götürdü kimisi araba çarptı dedi. Onun deyimi ile kader mahkumuydu. Bir zamanlar çalıştığı iş yerinde takıştığı arkadaşını öldürmüştü. İçerde geçirdiği zaman ona yaşamanın ve özgürlüğün kıymetini hatırlatmıştı. Bu yüzden çok pişman olduğunu söylerdi.
Limon Tepe’de bir barakada kaldığını söylerdi. En iyi yoldaşı ile arası iyiyse o gün yolun karşısındaki merdivelerden çıkınca zifiri bir sokak vardı. O sokakta bir garaj girişinde sızardı.
Hayata dair bir sürü şey anlatırdı her sohbetimizde. Bir keresinde vedalaşırken elimi uzatmıştım da yok sıkmayalım kirlidir elim demişti. Israr etmiştim de ancak sıkmıştı elimi.
Alaattin Ağabey’in videoda anlattıkları da bana bunları hatırlattı işte.
İnsana dair şeyler keşfetmek, içinde yaşadığımız kabuğun dışında da hayatlar olduğunu hatırlatıyor.
Uzun süredir, Tiktok araştırmamın sonuçlarını ve Hüsnü’yü anlatmak istiyorum. Ama yine erteliyorum. Sanırım İlber Ortaylı’nın kitabı gibi bir durum olacak bu gidişle.
Alaattin Ağabey’i izlediğinizde kişiliğine hayran kalıyorsunuz. Kafamızdaki “Evsiz” kisvesini bir çırpıda yırtıp atıyor. Okumayı ve yazmayı severmiş. Zaten videonun sonunda okuduğu satırlardan da anlaşılıyor. Bu yazıyı da Alaattin Ağabey bitirsin.
“Sizlerin benden çaldıklarınız karşısında ben hiç davacı olmadım. Ama ben sizlerden bir yudumluk insanlık istediğimde sizler beni yalnızlığa mahkum ettiniz. Hayallerle yaşamak güzel de hayal kırıklıklarını ne yapacağız? Umutlarımın da bugün mesaisi bitti sonra hele birgün hele bir yarın olsun bakarız. Kırıldık kırılmaz dediğimiz yerden ve bunu bize bizi hiç kırmaz dediklerimiz yaptı. Hangisine yanıcaz? Bana bakma bana gel hani gerçekten geçerken bana, bizlere bakıyorsunuz ya bazen sadece bakmış olmak için bazen de dikkatlice bakıyorsunuz. İşte o dikkatli bakışlarınız bana ve bizlere hangi gözlerle ve hangi düşüncelerle baktığınızdır. Ben o aklınızdaki düşünceleri okuyamam bilemem ama tahmin ediyorum ki zaman zaman medyada görsel yazılı sesli haberleri okursunuz bu okuduklarınız doğrultusunda hemen şu geçer aklınızdan, Allah belalarını versin. Şimdi sorarım size kimlerin Allah belalarını versin? Oysa haberlerin hiç birisinde son 5 6 senede sokakta kalan biz evsizlerin esamesi bile okunmaz. Ama ne yazıktır ki bilinç altımızda bizler öyle bir yer edinmişiz ki bizler gaspçı tecavüzcü tacizci olarak adımız anılmıştır. İşte bu bağlamda sizlerin bu zihniyetinizi anlayışınızı bizlere bakış açınızı değiştirmek için bana bizlere karşıdan bakmanız değil bize gelmeniz gerek. Gelmeniz gerek ve bizi dinlemeniz gerek. Gerek ki işte o zaman bizlerin de sizlerden farkımız olmadığını anlarsınız. Yine söylüyorum bana bakma bana gel”
Unutmadan belirteyim, fark ettiğim üzere blog yazılarının en altına eklediğim videolar yazıya başlığa tıklayarak açtığınızda görüntülenebiliyor sadece.
9 Ocak 2021
Biranın Yanındaki Tuzlu Fıstık.
Sevgiler.