Toplumsal Hafızamız Kırmzı Mercedes O 302

Hadi yine iyisiniz köftehorlar sonunda blog açtım. Çok uzun anlatıları oraya koyacağım artık.

Bu alana sığmayacak kadar uzun bir yazı oldu ama belki de buraya yazdığım son uzun içerik olacağı için yorumlar alanını da kullanarak hepsini koyacağım. Bu kıyağımı unutmazsınız umarım.

Toplumsal hafıza ve kent belleği nedir sorusunu birçok iletişim ve sosyoloji teorileriyle açıklayabilirim ama düz bir şekilde “Büyürken edindiğimiz, yaşadığımız şehire dair anılar” diye açıklayacağım.

Birçoğunuz Antalya’nın eski dolmuşlarını ve halk otobüslerini hatırlıyordur. Krem rengi Magirus ve kırmızı Mercedes O 302…

Dilediğin yerde inme özgürlüğü en büyük lüksü olan Margirus ile tanışıklığım ortaokul sonda başlamıştı. Neden gittiğimi bir türlü anlayamadığım Güllük Twins Pizza’nın üstündeki dershanemden eve dönerken binerdim.

Twins Pizza, hani kimsenin Pizza yemediği, bütün gün muhtemelen hayatınızda gördüğünüz en büyük tavuk döneri satıp bitiren pizzacı…

Neyse kırmızı O 302’ler bizim eve gitmediği için pek anım olmadı ama sesini ve heybetini çok severdim.

1968 ve 1984 yılları arasında üretilen O 302’ler halk otobüsü olarak üretilenleri ve şehirlerarası kullanım için üretilenleri diye ikiye ayrılırdı. Aralarındaki en büyük fark orta koridordaki tünel ve baş üstü saklama gözleriydi. Halk otobüsü olarak üretilen modellerde ortada koridor tüneli ve başüstü saklama gözleri yoktu. (İlerde bir O 302’yi karavana çevirmek isterseniz bu bilgi işinize yarar.)

Bütün bunlar iki farklı Mercedes O 302’nin karavana dönüştürme hikayesini keşfederek geldi aklıma. Bakalım tamamlandığında hangisi daha güzel olacak.

Toplu ulaşımın önem kazandığı yıllarda birçok şehirde kırmızı Mercedes o 302 halk otobüsleri kullanılıyordu. Hatta halk otobüsü olarak kullanılmaya başlamadan önce şehirlerarası yolculukların sigara kokusu sinmiş koltukları ile en önemli neferiydi. Şimdi düşünüce kaç şehirde kırmızı halk otobüsü kaldı? Lütfen kırmızı otobüslerimizi geri verin.

Sene 2012. Üniversiteyi kazanıp İzmir’e yerleştim. İzmir’i bilenler bilir Balçova hem doğasıyla hem AVM’leriyle İzmir’in önemli bir merkez ilçesidir. Aynı zamanda İzmir’in ilk vakıf üniversitesine de ev sahipliği yapar. Bu güzide ilçeyi Konak ve Alsancak’a bağlamak için 169 diye efsane bir otobüs hattı vardı. Hayatımda ilk o hatta körüklü otobüse binmiştim. 2009’da alınan yeni Mercedes Connecto’lar bütün hatlarda çalışacak kadar yeterli değildi. Bu yüzden sanıyorum 2014 yılına kadar eski Sanos’lar da kullanıldı. Görüntüsü taş devrinden kalmışa benzese de otomatik vitesliydi.

Büyük şehire taşınmanın getirdiği afallama ile tamamen farklı bir ulaşım altyapısına alışmaya çalışıyordum. İzban, Metro, Vapur, Otobüs, Dolmuş Tramvay vs. İzban’ın koyun kokusu seni de hiç unutmuyorum bu arada.

Sabah saatlerinde körüklü Sanos büyük bir gürültü ile durağa yanaştığında şanslıysanız binebilirdiniz. Sıkış tepiş otobüsün körük kısmında durmak zorunda kaldığım zamanlarda “ya şimdi körük ayrılırsa” diye düşünüp dururdum. Zamanla Sanos’lar kullanımdan kalktı. Yeni otobüslerle İzmir halkının hayatına ”Otobüste telefon terörü” kavramı girdi. Kronik bir arızadan mıydı yoksa Eshot şoförlerinin bir oyun umuydu hala çözemediğim garip bir durum vardı yeni Körüklü Mercedes Connecto’larda. Otobüs bir durağa yanaşır ve stop ederdi. Hemen herkes otobüste telefonla konuşan bir kişi var mı diye bakar, suçlu tespit edilirse bütün hınçları ile “Kardeşim kapat şu telefonu bak otobüs senin yüzünden bozuldu” diye bağırmak adettendi. Bu yüzden otobüste hiç telefonla konuşamadım orada yaşarken. Konuşanları da ayıpladım. Bence haklıydık! Bu arada en son Antalya’ya taşınmadan önce elektrikli otobüsler hizmete alınmıştı. Sık sık şarjları bitip yolda kalıyorlardı ama olsun 6 sene içerisinde büyük bir devrimdi.

Son olarak Sanos’ta yaşadığım trajik bir anım ile bitirmek istiyorum. Her sabah otobüse bindiğim durakta aynı üniversitede okuduğumuz çok güzel 2 kızla birlikte okula gidiyorduk. Koca sene boyunca çok az sohbet ettik ama bence iyi insanlardı. Hepimiz yabaniydik resmen. Yağmurlu bir gündü.  Mustafa Kemal Sahil Bulvarında otobüs bekliyoruz. Adını sonradan öğrendiğim daha güzel olan kız sıkış tepiş otobüste sanki sürekli bana bakıyor gibi hissediyorum. Ulan diyorum sağda solda okuduğumuz hikayeler gerçek mi oluyor acaba diye içimde resmen Rio Karnavalı cereyan ediyor. Neyse Ata Caddesinde otobüs biraz boşalınca artık kızın bakışları iyice arsızlaşmıştı. Dışarıda deli gibi yağmur yağıyordu. Körüklü Sanos’un kükreyen motoru resmen tavanına düşen yağmur taneleri ile bize romantik bir şarkı söylüyordu. Neyse efendim Ata Caddesinden Sakarya Caddesine dönünce artık sadece otobüste İzmir Ekonomi’liler kalırdı. Sakarya Caddesini döndüğümüzde kız yavaşça bana doğru yürümeye başladı. İçimdeki Rio Karnavalı Tomorrowland’a dönüştü derken kız kulağıma eğilip “Yukardaki delikten kafana su damlıyor” dedi.

20 Aralık 2020

Biranın Yanındaki Tuzlu Fıstık.

Sevgiler.