Zevklerimiz genetik olabilir mi?

Saat 2’ye yaklaşıyor. Yağmurlu dingin bir gündü.

Bu yazdıklarımı şimdilik sadece 2 kişinin okuma ihtimali var. Birisi henüz hiç okumadı birisi de bir önceki yazıda yaptığım yazım yanlışlarını söyledi. Bu yazıyı yayınladıktan sonra düzelteceğim.

Covid’in en çok etkilediği sektörlerden birisi de 3 senedir çalıştığım turizm sektörü.

Çalıştığım otelin sahil bölgesinde yapılacak renovasyon ve covid sebebiyle uzun yıllar sonra ilk defa bu kış otel kapalı olacak. Otelde çalışan kısmen şanslı birkaç çalışandan birisiyim. Haftada yalnızca 2 gün işe gidiyorum. Aslında kış dönemini geçirmek için güzel bir sistem. Hem maaşın çok düşmüyor hem de haftanın 5 günü kendine vakit ayırabiliyorsun.

Dün uzun bir yürüyüş sonrası markete uğradım. Alışveriş yapan genç bir kadın turistin elinde çin eriştesi gördüm. Yaklaşık 10 dakika kadar nerede diye aradıktan sonra giriş kapısının sağında ancak bulabildim. Birkaç gün önce gördüğüm sebze sote yapma fikri de bir araya gelince neden sebzeli noodle yapmıyorum diye sordum kendi kendime. Erişteleri bulduktan 5 dakika sonra gerekli malzemeler ile kasadaydım. 2 gün çalıştığımız sistemde bugün haftanın Cumartesisiydi. İş dönüşü biraz dinlendikten sonra hemen kolları sıvadım.

Önce havuçları, kabakları, mor soğanı, mantarları, biberleri ve tavukları doğradım. Sebzeleri olması gerektiği sıraya göre kızgın tavaya attıktan sonra olmalarına yakın tavukları da ekledim. Daha önceden kaynattığım suyun tekrar altını yaktım ve ısınınca erişteleri içine attım. (Tarifin ince detaylarını tamamen vermemi beklemen de ne bileyim biraz komik.)

Saat 00:00 Bir Başkadırın son bölümünü izledim. Dizi gerçekten çok başarılı. Damla hala arkadaşlık isteğimi kabul etmedi.

Bugün yağmurlu bir gündü. Ofisteki çiçekleri suladım. Elimden geldiğince bakımlarını yaptım. Çiçeklerle ilgilenmek onların sulandıktan sonra yansıttıkları yaşama sevinci görülmeye değer.

İnsan yaşadığını hissediyor gerçekten.

Gece saat 2’ye yaklaşıyordu. Bir başkadır bittikten sonra izlememiş olabileceğimi düşündüğüm Black List’in birkaç bölümünü açtım fakat içimdeki ben bu bölümleri izledim hissi bir türlü geçmedi. Sanırım izlediğim bölümleri tekrar izliyorum.

Oda biraz hava alsın diye camı açtım. Sonrasında işte bu cümleleri yazmam gerektiğine karar verdim.

Yazı yazmak için bilgisayarı açmak zorunda olmak canımı sıkıyor. İyi özellikleri olan 3 yıllık bir bilgisayarım var fakat maalesef artık biraz yavaşladı. SSD takviyesi yapıp eski canlılığına kavuşturmak için gerekli girişimleri yaptım fakat henüz sipariş ettiğim parça elime ulaşmadı.

Camı açtığımda çok güzel yağan bir yağmur sesi bana sıcak bir merhaba dedi.

Başlığa geri dönmek gerekirse, zevklerimiz genetik olabilir mi? Genetik değilse bile çevresel etkenlerden feyz aldığı kesin. Annem yağmuru çok sever, türküleri de. Ben de ikisine bayılırım. Benim favorim sonbahardır. Hep söylemişidir, herkes sonbaharın vedaları temsil ettiği yanılgısı içerisinde hayatlarına devam ediyor. Fakat bence sonbahar her şeyin yeni başlangıcı. Tamam, yaz güzel sıcak sevilesi bir mevsim ama sonbahar ve kış olmasaydı ne kıymeti kalırdı.

2 Sene önce kesin dönüş yaptığım canım köyümde kış henüz kendini yeni hatırlatmaya başladı. Düne kadar 25 derecenin üstünde güneşli bir hava vardı. Maske ve fiyakalı güneş gözlüğüm ile uzun bir yürüyüş yapmıştık. Bugünse yağmur yağıyor.

Yağmurları çok seviyorum. Özellikle şuan dışarıda yağan türünü. Bana bir çok özlediğim eski günleri anımsatıyor. Yağmurun umarsızca ıslattığı sokak köpekleri uluyor bir yandan. Muhtemelen neden şemsiyemiz yok diye bağırıyorlar.

Asıl konuya dönmem gerekirse, Lacan’ın mirrior stage teorisinde anlattıklarından yola çıkarak Hayatta İnsana dair birçok şeyi bu teori ekseninde açıklayabileceğimizi düşünüyorum. İnsanın benliğini oluşturduğu evrede rol modellerinden ilerdeki yaşamında zevkleri olacak bazı alışkanlıklar edinmesi çok normal. Umarım bir gün annem gibi yağmurda balkon yıkamaya başlamam. Yani zevklerimiz belki dogmatik değil fakat içinde yetiştiğimiz ortam ile bağlantılı olarak genetikmiş gibi nesilden nesile aktarılıyor denebilir.

Konu çok dallanıp budaklandı ama bir de bugün iş arkadaşım tarafından vegan propogandasına maruz kaldığımdan bahsetmek istiyorum. Onların mücadelelerine saygı duyuyor ve destekliyorum ama maalesef aralarına henüz katılacak kafaya erişemedim. Çünkü sadece 2 bira içtim.

Bir sonraki veya birkaç sonraki yazımda blogger olarak nasıl bedava tatil yapılır bunu anlatmayı düşünüyorum.

Şarkı kısmına gelirsek, Bertuğ Cemil Yağmur önermemi beklersiniz belki biliyorum ama ben farklı bir şey önereceğim.

Not: Kapak fotoğrafı bana aittir.

20 Kasım 2020

Biranın Yanındaki Tuzlu Fıstık.

Sevgiler.